Katıldığınız davetlerde en ilgi çekici kadın siz olmak istiyorsanız, kıyafet ve saç modelinizle uyumlu makyaj tercih etmelisiniz. Işıltılı ve büyüleyici göz makyajının kuralları ve püf noktaları...
Gece Makyajı
Makyaja yapmaya başlamadan önce cildinizi hazırlamalısınız. Cilt tipinize uygun tonik ya da temizleme jeli ile cildinizi temizleyin. Ardından nemlendirici krem ile nemlendirin. Leke ve kusurları gizlemek için cilt renginizden iki ton açık kapatıcı kullanın. Kapatıcının düzgün dağılmasını sağlamak için parmak uçlarınızla masaj yaparak yayın. Dudaklarınıza nemlendirici sürererek, rujun daha kalıcı olmasını destekleyin.
Doğal görünüm yakalamak için cilt renginize yakın tonda fondöteni sünger yardımıyla sürün. Boyun, dekolte bölgelerinize hafif dokunuşlarla fondöten sürerek dengeli bir bütünlük yakalayın. Pürüzsüz görünüm sağlamak için bej tonlarındaki toz pudrayı yüz, boyun ve dekolte bölgenize hafifce sürün.
Makyaj hazırlığınız tamamlandığında göz kapağınızın üzerine siyah eye-liner ya da göz kalemi çekin. Göz renginize uygun bir far ile göz kapağınızı boyayın. Işıltı katmak için kaşlarınızın altına ve gözlerinizin etrafına parlak tonlarda far uygulayın.
Siyah tonlarda farı göz kapağınızın üzerine sürüp, parmak uçlarınızla dağıtarak yumuşak bir görünüm elde edin. Bakışlarınızı belirginleştirmek için önce siyah renkte rimel, ardından lacivert tonlarında rimeli kirpiklerinize sürün.
Yüzünüze canlılık kazandırmak için bronz tonlarda allığı yanaklarınıza yukarıdan aşağı doğru fırça yardımıyla sürün.
Rujunuzla aynı tonda dudak kalemi ile dudak çevresini geçin. Pürüzsüz görünüm için fırça yardımıyla pembe tonlarında ruju dudaklarınıza sürün. Dolgun görünüm sağlamak için dudak parlatıcısını üst dudağınızın tam ortasına dokundurun.
Gece makyajının en keyifli yönlerinden biri de gündüz kullanmadığınız koyu ve parlak tonların rahatça kullanımına uygun olmasıdır.
Jeanler her zaman vazgeçilmez olmaya devam ediyor. Vücut şeklinize göre jean seçmek, 'rahat'tan 'şık'a geçmek hiç de zor değil. Önemli olan kendinize yakışacak jeani bulmak. İşte size işinizi kolaylaştıracak ipuçları...
Eğer bacaklarınız kısaysa
"Çizme kesimi" denen stil bacak boyunu daha uzun gösterir. Bacak kısımları fazla geniş olan jeanlerden veya bacakta kesimi olan jeanlerden kaçının.
Poponuz fazla büyük değil ama yuvarlaksa
Kalçalara doğru inen bir model ve hafif bir “çizme kesimi” istediğiniz etkiyi yakalamanıza fırsat verecektir. Fazla küçük arka ceplerden kesinlikle kaçının.
Eğer kalçalarınız genişse
“Düşük bel” jeanler basıklaştırıcıdır. Bacak bölümünün dar olduğu modeller en iyi fikirdir. Çünkü siluetinizi uzatarak istenilen etkiyi yakalar. Fazla küçük arka ceplerden, ya da birbirinden fazla ayrık ceplerden kesinlikle kaçının. Çünkü geniş baseni vurgularlar.
Vücudunuz kıvrımsız ise
Detaylı (desenli, işlemeli) veya büyük arka cepler ve “çizme kesimi” bir stildeki jean, probleminizi çözecektir. Fazla dar jeanlerden kaçının.
“Rahat”tan “şık”a nasıl geçilir?
Bir gömlek, bir fular, topuklu bir çizme, çizmenize uyumlu bir çanta ve biraz da makyajla görünümünüz hemen şık bir havaya bürünecektir. Şık ve sofistike takılarda “şık”a geçişte en büyük yardımcınız olacaktır.
Dans etmeye çıkacaksanız
Üstü işli, payetli veya taşlı bir büstiyer veya serinden korkuyorsanız, aynı tarzda kısa bir gömlek ve renkli topuksuz ayakkabılar ideal olacaktır.
İş görüşmesine gidecekseniz
Jean’inizi beyaz bir gömlek ve süveter ile tamamlayabilirsiniz.
Şıklığın gizli detaylarından biri de çoraplardır. Farklı desen ve modellerdeki çoraplar ile kıyafetlerinizi tamamlayabilir, bütçenizi zorlamadan alışveriş yapmanın tadını çıkarabilirsiniz.
Küçük Mutluluklar
Son iki sezonun trendy parçası tayt çorapları uzun tunikler ile kombinleyebilirsiniz. Spor bir görünüm yaratmak istiyorsanız; rahatlığın simgesi babetler ise bu kombinlemenin vazgeçilmez parçası olmalıdır. Üst kıyafetiniz saten gibi parlak kumaşlardan yapılmışsa ince topuklu ayakkabılar giyebilirsiniz.
Kumaş pantolonlarınızın altına, desenli pantolon çorapları giyebilirsiniz. Diz altına denk gelen bu çorapları kalem eteklerle birlikte de kullanabilirsiniz. Çorabın renk seçiminde dikkat etmeniz gereken nokta ise ayakkabınız ve üst kıyafetinizle uyumlu olması gerektiğidir.
Spor giyinmeyi seviyor ve eğlenceli çoraplardan hoşlanıyorsanız çeşitli desen ve motiflerle bezenmiş renkli çoraplar tam size göre. Spor ayakkabının içinden çorabın görünmesi hoş değildir ancak bunun da çözümü vardır. Bilekte biten soket çorapları spor ayakkabılarınızın içine rahatlıkla giyebilirsiniz.
Yaz aylarının en çok tercih edilen ayakkabı türlerinden biri de babettir. Ayak sağlığınız için babet ayakkabılar için özel olarak üretilmiş sadece parmak uçlarını ve topuğu saran çorapları giymelisiniz.
Bacaklarınızı olduğundan daha ince ve uzun göstermek istiyorsanız siyah opak çoraplar en büyük yardımcınız olacaktır. Özellikle ayakkabınız ile aynı tonda giydiğiniz opak çoraplar bütünlük sağlayacaktır. Beliniz ya da kalçanız istediğiniz incelikte değilse korseli külotlu çorapları tercih edebilirsiniz.
Seçim yapmak için fazla sayıda alternatifin bulunduğu çorap modelleriyle kendinize küçük mutluluklar yaratın.
"Self Sabotaj" (Kendini Sabote Etme) kadınları hasta ediyor... Peki, kendimizi bu kötüleme durumundan kurtarmak için ne yapmalıyız? Psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt görüşlerini paylaştı...
Kişinin kendi kendine yaptığı olumsuz iç konuşmalar nedeniyle özgüveninin düşmesi ve kendini gerçekleştirmesinin engellenmesi olarak tanımlanan "Self Sabotaj", daha çok çocukluk döneminde öğrenilen hatalı düşüncelerden kaynaklanıyor.
International Hospital'dan Psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt, klinik psikolojide/ psikiyatride bir hastalık olarak tanımlanmasa da, olumsuz iç konuşmaların bazı psikolojik sorunlara neden olarak rahatsızlığın şiddetini artırabildiğini söylüyor.
Psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt, kadınların en çok kurdukları 12 cümle ile kendi kendilerini sabote ettiklerini belirtiyor:
Birbirlerini delicesine seven ve aralarında kuvvetli bir bağ bulunan çiftler bile yatakta ciddi mücadeleler verebiliyor. İşte size en bilinen problemler ve çözüm yolları...
Partnerinizle uykuya dalma süreniz farklılık gösteriyor ve uykuyla olan ilişkiniz zıt kutuplarda seyrediyorsa, aynı yatağı paylaşmak hiç de kolay olmayabilir!
Davranış Bilimleri Enstitüsü Yetişkin ve Aile Psikolojik Danışmanlık Merkezi psikologlarından Uzman Psikolog Eda Arduman, ABD'de yapılan bir araştırmanın, çiftlerin yüzde 12'sinin uyku sorunlarından dolayı ayrı yattıklarını gösterdiğini anlatıyor. İşte çiftlerin gece boyunca karşılaşabilecekleri sorunlar ve çözümleri...
Partneriniz hemen uykuya dalıyor, sizse konuşmak istiyorsunuz:
Eğer uykuya dalmadan önce sevgilinizle konuşma ihtiyacı duyuyorsanız, ilgi eksikliğinden yakınıyor olabilirsiniz. Ondan yatağa her zamankinden 10 dakika daha erken gelmesini rica edebilirsiniz. Yalnız şiddetli tartışmalar yapmak ya da önemli konulara değinmek yerine hafif ve eğlenceli şeylerden bahsetmeye özen gösterin.
Sevgilinizin belli bir uyuma rutini var, oysa sizin yok:
Uykuya dalmadan önce belli bir rutine sahip olmak olağandışı değil; öyle ki bazı insanlar bu rutinlerini yerine getirmeden uykuya dalamazlar. Partnerinizin de böyle sıkı bir rutin izlemesi mutlaka tüm gün yaptığı aktivitelerle ilgilidir. Ona kırılmayın ve anlayışlı olmaya gayret edin; sakın içinize kapanmayın. Size sırtını dönüp uyumadığı sürece onu güldürebilir ve tavırlarını sevgi dolu tuhaf alışkanlıklar dizisi olarak görebilirsiniz.
Uyandığında huysuz ve soğuk oluyor, oysa siz çok neşeli ve sıcaksınız:
Böyle bir durumda ona kızmak ya da yüklenmek yerine, rahat bırakabilir hatta sakinleşinceye kadar ortalıkta görünmeyebilirsiniz. Pozitif enerjinizi farklı aktivitelerde kullanabilir, sabah sporunun ardından güzel bir kahvaltı yapabilirsiniz. Bu arada partneriniz eski neşesine kavuşmuş olacaktır. Eda Arduman, sabah mizacı diye tabir edilen ruh durumunun eskiden yetişme şartları ve alışkanlıklarla ilişkilendirilirken artık kişilere özgü biyoritmlerle açıklandığını vurguluyor: "Beyin tarama teknolojilerinin ilerlemesi sayesinde artık biyoritm çeşitliliklerinde biyolojik kökenlerin rol oynadığına inanıyoruz. Bireylerin kendilerine özgü ritimleri vardır, iki kişi bazen uyumludur, bazen de ritimler kaçınılmaz olarak çatışır ve problemler yaşanmaya basşlar." Arduman, sabahları henüz dünyaya iniş yapamamış bir insanı aşırı bir neşeyle karşılamanın karşınızdaki kişinin sıkıntısını artırabileceğini söylüyor. Bu yüzden yukarıda da önerdiğimiz gibi partneriniz neşesine kavuşana kadar uzakta olmanız iyi bir çözüm olabilir.
Yorganı sürekli kendine çekiyor, siz de yakalamaya çalışıyorsunuz:
Öncelikle bu durumun kişisel olmadığını, partnerinizin yorganı uykusunda bilinçsizce çekebileceğini aklınızdan çıkarmayın. Ayrıca böyle yapması her zaman onun egoist olduğunu da göstermez. Mesela iş yerinde kötü bir gün geçirmiş olabilir. Yanıtları bulmak için konuşmanız şart. Bu sorunu yaşadığınızda mizah anlayışınızı devreye sokmaya çalısın. Çift yorgan kullanmayı da deneyebilirsiniz.
Yatağa çok geç geliyor, oysa siz onun daha erken yatmasını istiyorsunuz:
Partneriniz yatağa erken gelip burada vakit harcamak yerine yapacak farklı aktiviteler bulduğundan sizi yalnız bırakıyor. Elbette bu durumda alınmanız ve özen görmediğiniz düşüncesine kapılmanız çok doğal. En iyisi onunla açık açık konuşun ve en azından haftada iki defa yatağa daha erken saatte gelmesini istediğinizi dile getirin.
Partneriniz televizyon izlemek istiyor, sizse uyumak:
Uzmanlar sadece bazı televizyonlarda mevcut olan saat kurma sisteminin kullanılmasını tavsiye ediyorlar. Saat belli bir süre için kuruluyor, o süre dolunca da televizyon kendi kendine kapanıyor. Uyku terapisti Miehael Breus çoğu insanın bu süre zarfında uykuya yenik düştüğünü belirtiyor. Uzman Psikolog Eda Arduman, bazı insanların uykuya dalmadan önce televizyon seyretmelerini ya da kitap okumalarını "dikkatlerini kendilerinden uzaklaştırıp başka bir noktaya odaklanarak kendilerini teslimiyete hazırlamaları" olarak açıklıyor.
Çözüm önerisiyse şöyle: "İki kişi birbirinin görüşünü paylaştıktan sonra uygulanabilir çözümler geliştirilebilir. Beraber çalıştığım çiftlerin kulaklık kullanmak, televizyonun sesini açmadan seyretmek ya da ayrı odalarda televizyon izlemek gibi çözümler bulduğuna tanık oldum."
Kitap okumak istiyorsunuz, partneriniz ışıktan rahatsız oluyor:
Uyumadan önce kitap okumanız partnerinizin uykuya dalmasını zorlaştırabilir. Michael Breus, kitap okumadan uyuyamayanlara düşük voltajlı ampul kullanmalarını öneriyor. Eda Arduman, ışığa duyarlılığın, kişiden kişiye değiştiğini ekledikten sonra lambanın yönünü ayarlayarak ya da minik okuma lambaları temin ederek bu problemin çözülebileceğini söylüyor. Bu arada partneriniz uyku maskeleriyle de ışıktan korunabilir ve rahatça uykuya dalabilir.
Partneriniz sıcağı sevmiyor ama siz üşüyorsunuz:
Breus, ideal vücut ısısının 18 ila 22 derece arasında değiştiğini hatırlatıyor. Eğer bu iki derece arasında her iki tarafa da uyan bir ısı yakalanamıyorsa, o zaman partnerinizin yakınına sadece soğuk hava veren bir alet yerleştirebilirsiniz.
Horlaması sizi çok rahatsız ediyor:
Öncelikle eğer partneriniz sürekli horluyorsa, o zaman bir doktora görünmesi şart.
Uyku apnesi horlamaya sebep olabiliyor. Ayrıca burundaki nemi azaltarak soluk almayı kolaylaştıracak dekonjestanlarla da sorun giderilebilir. Bir de partnerinizin sırtını size dönüp uyuması horlamasını daha az duymanızı sağlayacaktır. Araya yastıktan bir duvar da örebilirsiniz. Bazen horlamayan eşin önceden uyuması da çözüm olabiliyor. Ağır yemek yemek ve içki de horlamayı tetikleyebilir. Ayrıca iyi bir yastık kullanmak çok önemli. Çok rahat ettiğiniz bir yastık satın alın ve eskimeden değiştirin. Kafa belli bir seviyedeyken hem rahatlık artabiliyor hem de horlama ihtimali azalabiliyor.
Son olarak bazı uyku ürünleri ve yastıklar alerjiye neden olabiliyor ve alerjiler de horlamayı tetikleyebiliyor. Alerji yapmayan yastıkları ve yorganları tercih edebilirsiniz. Odadaki diğer alerji tetikleyicileri de tespit edin. Bazı çiçek türlerinin ve tüylü hayvanların da alerjen olabildiği de unutulmamalı."
Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında ilan edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün geçmişi eskilere dayanıyor.
Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında ABD’nin New York kentinde başladı. Konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan 40 bin işçinin insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı grev, polisin saldırısıyla kanlı bitti. Saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. Kadın hakları hareketini, özellikle oy hakkını onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü önerisi oy birliği ile kabul edildi.
2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş yıllarında adeta yok olmaya yüz tutan kadın hareketi, 1960’ların sonunda tekrar canlandı. BM’nin 1975 yılını kadın yılı olarak ilan etmesi ve bunu takiben 1975-1985 arasının kadınların on yılı olarak açıklanması harekete gönül verenleri yüreklendirdi.
1977’de UNESCO’nun 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak açıklamasından bu yana dünyanın her yerinde Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. 8 Mart sadece kadınları hatırlamaya değil, kadın hakları, kadın-erkek eşitsizliği ve kadına karşı şiddet gibi sorunların da tartışılmasına vesile oluyor. Dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin anıldığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün olarak kutlanıyor.
Türkiye'de ilk kutlanışı
Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya başlandı.
Kadına karşı şiddet ve 2007 itibariyle dünyadan veriler
* Kadınlara karşı şiddet dünyada en yaygın, ancak en az cezalandırılan suçtur.
* Tahminlere göre 113 ile 200 milyon arasında kadın demografik olarak “kayıp” (yok) görünmektedir. Ya doğar doğmaz öldürülmüşler (erkek çocuğun kız çocuğa tercih edilmesi) ya da erkek kardeşleri ve babalarıyla eşit derecede gıda ve tıbbi olanaklara ulaşamamışlardır.
* Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların sayısı yılda 700.000 ila 4.000.000 arasındadır. Cinsel kölelik düzeninden elde edilen kazançlar yılda tahminen on iki milyon dolardır.
* Küresel olarak, daha büyük oranda on beş ile kırk beş yaş arası kadınlar erkek şiddetinin sonucu ya da kanser, sıtma, trafik kazaları veya savaşa bağlı olarak sakat kalmakta ya da hayatını kaybetmektedir. * En az üç kadından biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da hayatı boyunca başka türlü suistimal edilmiştir (tecavüz, kötü davranış). Genellikle, suistimal eden kişi aileden bir üye ya da kadının tanıdığı bir kimsedir. Ev içi şiddet, bölge, kültür, etnik köken, eğitim, sınıf ve din ne olursa olsun kadınlara karşı en yaygın suistimal şeklidir.
* Dinsel, kültürel vb. nedenlerle yılda iki milyondan fazla kız çocuğunun genital organlarına hasar verilmektedir (kadın sünneti). Bu oran, 15 saniyede bir kız çocuğudur.
* Sistematik tecavüz dünyadaki birçok çatışmalarda bir terör silahı olarak kullanılmaktadır. Ruanda’daki 1994 soykırımı esnasında 250.000 ila 500.000 kadının tecavüze uğradığı tahmin edilmektedir.
* Araştırmalar, kadına karşı şiddet ile HIV virüsü arasında yükselen bağlantıyı göstermekte ve HIV bulaşmış kadınların daha fazla şiddete maruz kaldıklarını, şiddet kurbanlarının da HIV bulaşma risklerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.
Ray-Ban Marka, 70. yılı nedeniyle özel olarak ürettiği 'Altın Kaplama Ultra Gold' modelini Aralık 2007'de tüm dünya ile aynı anda Türkiye'de satışa sunmaya hazırlanıyor.
Persol Johnny Depp, Jack Nicholson, Sharon Stone, Al Pacino ve Julia Roberts gibi ünlü isimlerin vazgeçemediği Persol'ün 2008 koleksiyonunda; geniş çerçeveli modelleri açık renkli camlarla bütünleşmiş.
Vogue Bu yıl en iddialı gözlükler Vogue tarafından tasarlandı. Tasarımlarında minik parlak taşlar kullanan Vogue, büyük kemik gözlüklerin çerçeve kenarlarında ve sap birleşimlerinde de yoğun olarak parıltılı taşlara yer veriyor.
Dolce&Gabbana Koleksiyonda; erkekler için sade ve köşeli tasarımlar dikkat çekerken, kadın modellerinin daha kıvrımlı ve daha seksi olduğu görülüyor.
D&G 2007/2008 koleksiyonunda; erkeksilik ve feminenlik öne çıkarılmış. Yüzü saran cesur modeller 70'lerden gelen esinti ile tasarlanırken, gözlük saplarına ve camların etrafına Swarovski kristaller yerleştirilmiş.
Versace Çerçeve tonlarında; siyah, kahverengi, kaplumbağa kabuğu olarak bilinen turuncu-siyah karışımı ve bal rengi üzerine kullanılmış platin rengi dikkat çekiyor. Çerçeve saplarında ise Versace'nin Medusa logosu kullanılmış.
Burberry Büyük, kalın ve geniş çerçeveler geçmişten esintileri hissettirirken, tüm modeller klasik bir tarzla tamamlanıyor. Burberry'nin ikonik kare tasarımı ise Swarovski kristalleri ile yeni bir boyut kazanıyor.
Ralph Lauren Eski klasik görünümlerden ve klasik pilot modelinden, geniş biçimlere kadar uzanan bir dizi farklılaştırılmış tasarımla öne çıkan Ralph Lauren; cüretkarlık modasının öncülüğünü yapıyor.
Polo Koleksiyon, 16 yeni modelden oluşuyor. Koleksiyonda zamana meydan okuyan Pilot' çerçevenin farklı versiyonları öne çıkıyor.
Prada Koleksiyon; klasik tarzdan yenilikçi bir yoruma, küçük ve yuvarlak hatlı tasarımlardan aşırı büyük ve köşeli çizgilere uzanıyor.
Salvatore Ferragamo Büyük yuvarlak lensli güneş gözlükleri, 50'li yıllardaki Hollywood starlarının cazibelerinden ilham alınarak dizayn edilmiş. Yüzü saran basit şekli, kişiye baştan çıkarıcı bir hava katıyor.
Donna Karan Klasik retro tarzı, zarafet ve kararlı kişilik hatları, sadelik ve dişilikten oluşan tezatlar yeni koleksiyonun en dikkat çekici özellikleri.
DKNY Markanın yeni koleksiyonu; dinamik, kullanışlı, metropolit yaşam tarzını vurgulayan seçkin bir tarz sunuyor. Koleksiyonda; geniş şekiller, karakteristik ve erkeksi tasarımlar öne çıkıyor.
Rengi sarı-yeşilden mavi-yeşile değişen feldspat. Ender de olsa şeffafları bulunabilir.
Menekşe ya da mor renkli olan kuvars kristali. Mor yakut ya da mor necef de denir.
PSİKOLOJİK ETKİLERİ:
Bulunduğu çevredeki olumsuz enerjileri temizleyip dönüştürür. Sadece odanın herhangi bir yerinde durması bile olumsuz enerjileri toplayıp pozitif enerjiye dönüştürmesi için yeterlidir.
Kişiyi rahatsız eden takınaklı düşünceleri uzaklaştırıcı ve yatıştırıcı bir etkiye sahiptir. Koyu mor ya da çok açık renkli olan ametistler en güçlü enerjiye sahip olan ametistlerdir.
Uykusuzluk çekenlere iyi gelir. Eğer uykusuzluk sorunu yaşıyorsanız; ametisti yatmadan önce bir süre elinizde tutun ve sonra yastığınızın altına koyarak yatın. Sorununuzun nasıl düzeldiğini göreceksiniz.
Enerji dolu bir taş olduğu için çoğu insan üzerinde canlandırıcı bir etkisi vardır. Sürekli üzerinizde taşıyabileceğiniz bir taştır. Yaydığı enerji her zaman size fayda sağlar ve olumsuzluklardan korur. Özellikle düşman tavırlı insanların arasında bulunacağınız zamanlarda bu taşı üzerinizde bulundurmaya gayret edin. Böylece sadece pozitif enerji alacağınızdan emin olabilirsiniz.
Enerjisinin odaklandığı kişide uyum ve denge oluşturur. Yaydığı enerji doğrudan sinir sistemini etkiler. Ancak ciddi bir kişilik bozukluğuna sahip insanlar bu enerjiyle uyuşamayarak, onu rahatsız edici bulabilir.
Pembe kuvars ile birlikte kullanıldığında aklı güçlendirir ve kalbi korur.
FİZİKSEL ETKİLERİ:
Göz hastalıklarına, alerjiye, baş ağrılarına ve kalp rahatsızlıklarına iyi gelir.
Negatif elektrik yükü taşıdığından dolayı; bedendeki fazla elektrik yükünü toplayarak beyin gücünü yükseltir.
Polikistik Over Sendromu (PCOS, PKOS); yumurtalıklarda irileşme ve bir çok küçük kist oluşumu ile karakterize olup kişide bir takım hormonal problemlere zemin hazırlayan ve günümüzde neden oluştuğu halen kesin olarak bilinmeyen bir durumdur.
Yandaki resimde polikistik over sendrom olan bir kişinin yapılan ultrasonunda yumurtalığındaki küçük kistler izlenmektedir.
Polikistik over sendromu olan kişilerde;
Adet gecikmeleri (oligomenore)
Sivilce (akne)
Obesite (normalden fazla kilolu olma)
Tüylenme (hirsutism)
Yumurtlamanın düzgün olmaması (anovulasyon) sonucu kısırlık gibi problemler vardır.
Kanda hormon ölçümleri yapıldığında çeşitli dengesizlikler saptanır; özellikle LH (Luteinizan Hormon) ve erkeklik hormonları (testosteron, DHEAS) yükselmiştir.
Bu sendromda; beyindeki hipofiz bölümünden salgılanan ve yumurtalık hormon üretimini düzenleyen, FSH ve LH hormonları arasındaki denge bozulmuştur. Bunun sonucu olarak yumurtalık hormon üretiminde anormal sapmalar ve yumurtlamada problemler oluşmaktadır.
Erkeklik hormonu yüksekliğine bağlı olarak vücutta (özellikle yüzde, göğüslerde, göbek etrafında ve bacaklarda) erkek tipi tüylenme artışı olurken bazen köşelerde açılma şeklinde erkek tipi saç dökülmesi (lokal alopesi) de izlenmektedir.
Hastalığın bir diğer fenomeni olan yumurtlama olmaması (anovulasyon) sonucu progesteron hormonu üretimi olmamakta ve estrojen hormonu tek başına salgılanmaktadır. Estrojen hormonunun tek başına salgılanması ise rahim kanseri riskini arttırabilmektedir.
Hastalığın bulguları tipik olarak puberte ile başlar. İlk adetle birlikte adet düzensizlikleri, adet gecikmelerini takiben oluşan yoğun adet kanamaları ilk şikayetlerdir. Bu hastalar sıklıkla adet gecikmeleri şeklinde belirgin adet düzensizliklerinden yakınmaktadırlar.
Sonraki dönemde yıllar içersinde giderek artan erkek tipi kıllanma (hirsutism) izlenir. Daha önceleri çenede ve dudak üzerindeki tek tük, ince olan tüyler giderek kalınlaşır ve sayı olarak artarak estetik bir problem yaratır. Yetişkin yaşta bu yakınmalara ilave olarak “infertilite” yani çocuk olmaması problemi de eklenebilir.
Tanı
Tanı, hastanın tipik şikayetlerine bakılarak konulabilir. Yapılan fizik muayenede erkek tipi tüylenme artışı (hirsutism) izlenir. Bu artan erkeklik hormonlarının etkisine bağlı bir durumdur.
Ultrasonda yumurtalıkta hastalığa özgü 3-6 mm çapını geçmeyen bir çok sayıda kist ile ovulasyon yani yumurtlamanın olmaması izlenir. Ayrıca yumurtalıkların hacmi de normale göre atrmıştır.
Alınan kan örneğinde yükselmiş erkeklik hormonları ile artmış LH/FSH oranları gözlenmektedir.
Etiyoloji
PKOS oluşumundaki etiyoloji (yani neye bağlı olarak ortaya çıktığı) konusunda pek çok teorem vardır. Günümüzde bu kesin olarak aydınlatamadığımızsendromun nedenleri arasında en sık suçlananı "genetik özellikler"dir. Yani kişinin PCOS aileden aldığı genetik bir takım özelliklere bağlıdır.
Ancak beslenme alışkanlıklarış kilo alımı ve egzersiz yapmama gibi dışsal faktörler de olayda tetikleyici durumdadır.
Tedavi
Tedavisinde hastalığı tamamı ile ortadan kaldırabilecek etkili bir yöntem yoktur. Hastanın ihtiyacına göre tedavi düzenlenir.
Adet düzensizliği ve tüylenme şikayeti belirgin olan kadınlarda tedavi de doğum kontrol ilaçları oldukça etkilidir. Buradaki tedavi ile yumurtalıklardan üretilen erkeklik hormonunu baskılanmaktadır. Bu tedavi şeklinde amaç vücutta yeni tüylerin oluşumunun engellenmesidir. Başlanan tedaviden sonuç alabilmek için en azından 6ay- 1yıl beklemek gereklidir.
Ne yazık ki eskiden oluşmuş tüyler için etkili ve hızlı bir ilaç tedavisi yoktur. Daha önceden oluşmuş tüyler için yapılması gereken ağda, elektroliz gibi yöntemlerle bunların giderilmesidir. Doğum kontrol ilaçları kullanılmadan tüyler alınırsa yöntem başarısız olur ve alınan tüyler yeniden ve daha fazla bir şekilde çıkar.
Polikistik over sendromlu kadınların bir çoğunda yumurtlama gerçekleşmediği için infertilite problemi de olabilir. Eğer çocuk istemi varsa kullanılacak tedavi yumurtlama sağlayıcı ilaçların kullanımıdır. Bu tedaviler ile polikistik overli kadınların % 80'inden fazlasında yumurtlama sağlanabilir.
Gerek kısırlık gerekse tüylenme tedavilerinde izlenecek ilk yol bir diyetisyen eşliğinde kilo verilmesidir. Çünkü ancak kilo kaybı ile hormonal düzenin normal şekle girebildiği izlenmiştir. Buradaki neden, kilo artışına bağlı vücutta hormonal bir kısır döngü oluşmuştur ve bunu kırmanın tek yolu zayıflamaktan geçer. Ancak; bazı durumlarda ise PCO hastaları normal ve hatta zayıf kilolu olabilirler.
Polikistik over sendromunun tedavisindeki ilaçlar oldukça etkilidir. Ancak, bazen ilaçla tedavi ile başarı sağlanamadığında laparoskopik olarak yumurtalıklara cerrahi girişim (ovarian drilling) uygulanabilir.
PCO’lu hastalara hiçbir şikayetleri olmasa bile, artmış olan rahim kanseri riskini azaltmak amacıyla mutlaka tedavi verilmeli ve en azından aylık düzenli adet görmeleri sağlanmalıdır.
Polikistik over sendromunda tedavi oldukça uzun bir süre devam etmelidir. Çünkü yumurtalıklar üzerindeki baskı ortadan kaldırıldıktan sonra yumurtalıklar yeniden düzensiz hormon üretimine başlamakta ve şikayetler yeniden başlayabilmektedir.